Bu aralar biz...

Sabahtan akşama kadar pijamayla gezip evde pineklemeyi, okulu asmayı, geç kahvaltı yapmayı, uyumayı, geç yatıp geç kalkmayı seviyoruz...

Geçtiğimiz pazar gününü Ege evde arkadaşı Berat ile oynayarak geçirdi. Akşam babası geldiği için pazartesi okulu astı. Ben de sınava gidip geldim. 
Salı günü Ege için sıradan bir okul günü, annesi için yeni deneyimlere adım atma, güneşi selamlama günü oldu. 
Çarşamba normal akışında geçti. Akşam kendimizi Kuğulu Park'ta bulduk. Hava ısındı neşemiz yerine geldi. 
Perşembe anne için hasarlı bir konser gecesi, Ege için ise kapris yapma günüydü. 

Cuma İdil günümüz. Ege uyandığı gibi kardeşini soruyor. Akşam parka giderken arabada evlenmeye karar verdiler. Kardeşlerin evlenemeyeceğini öğrenince İpek ile evlenmeye karar verdi. Ve büyüklerin çözemediği muammanın sırrına erdi. 
"Önce arkadaşızdır. 
Sonra aşıkızdır. 
Sonra da evleniriz"
Günü Kuğulu Park'ta arkadaşı Batuhan ve kardeşiyle kum havuzunda noktaladı. 

Ege Bugün...

Annesi tatlı yapmayı öğrensin diye kardeşiyle evde uslu uslu (!!!) bekledi. 


Sonrasında tam 4 saat boyunca arkadaşı Efe ile parkta kudurdu...




Ve buna rağmen çooook geç saatlere kadar uyumamakta direndi...





Ege Bugün...

Okuldan sonra kardeşiyle Kuğulu Park'ta takıldı. 




Parkta tanıştığı arkadaşını anlata anlata bitiremedi. 



Akşam pizza ile kutlama yaptı neyi kutladığımızı pek anlayamadı ama kutlamalar hep güzeldir. 

Ege Bugün...

Anneannesiyle Hacı Bayram'a gitti...
Bol bol dua etti...



Ankara Kalesini merak etti...


Kaleye çıkamıyorum bari kuleye çıkayım dedi...









Ege Bugün...

Çok önemli bir sorumluluk aldı...



İlkbaharın son günbatımı manzarasıyla İzmir'e veda etti...


Kendi isteğiyle poz verip fotoğraf çektirdi...

İlk defa bir şehri gece gökyüzünden seyretti...
Ve İspanya'ya gitmek istedi???






Ege Bugün...

İlk defa dişine dolgu yaptırdı...
İnanılmaz rahat...


Ve cesurdu...


Ve tabii ki çok başarılıydı...


Madalyalarını da gururla sergilemeyi ihmal etmedi...


Sonrasında Doğal Yaşam Parkı'nın tadını çıkartmayı hak etti...




Ve İzmir'in güzelliklerinin tadını çıkarttı...









Ege Bugün...

Özlediği yolculuklara çıktı...

Lezzetlerle buluştu...


Sevdiklerine sarıldı...



Ve çok yoruldu...







Ege Bugün...

Özlediği ve sevdiği her şeye kavuştu...





Ege Bugün...

Traş oldu...

Ve İzmir'e ulaşmak üzere yollara düştü...

Bayramlık...

Bayram temizliği yaparken evde bir örümcek unutmuşuz...


Neyse ki çok tatlı bir örümcekmiş... Hiç bırakmayalım, hep bizimle kalsın dedik... 
Herkese iyi bayramlar...









Çınarlar ve kuşlar...

Bazen bir "çınar" devrilir... 
Bir sürü kuş yuvasız kalır...
Bazen yürekten havalanır o kuşlar...
Bazen bir kuş olmak ister insan... 
Kanatlanıp uçmak, sevdiklerinin yanında olmak...
Bazen olman gereken yerde olamazsın...
Anladığında geç olur... Üzülürsün...
Elden gelen bu kadardır, bazen...
Yapacak şey, söyleyecek söz kalmaz...
Hayat böyledir...


İyi ki Doğdun Ege...

Bu sene Ege'nin doğum gününü eksik kutladık...
İnanması güç ama öyle oldu...
Birinci yaş gününü 1 kez, ikinci yaş gününü 2 kez kutladık.
Hal böyle olunca üçüncü yaş günün 3 kez kutlamak gerekiyordu. Olmadı. 2 kerede kaldık.
Seneye dördüncü kutlamada görüşmek üzere...

Şantiye...

Koca bir şehrin -bir başkentin- şantiyeye dönmesinin iyi bir tarafı olabilir mi?
Olurmuş. İş makinelerine aşık bir çocuğunuz varsa...
Trafik çilesi, çukur dolu yollar, tozu toprağı...
Oğlumun heyecanı, sevinci...
"Sinyal ver de şuraya park et. Ekskavatöre bakalım!" deyişi...
Şehirde taş taş üstüne koymadılar. Varsın öyle olsun, ne diyeyim?


Şimdi okullu olduk...

Yazmadığım dönemde çok değişiklikler oldu. En önemlisi okula başladı(k). Öyle uzun araştırmalar, okul ziyaretleri, kararsızlıklar yaşamadık. Özel bir okula kayıt yaptırmayı düşünemeyince seçenekler daraldı. Elimizde kalan 3 seçenekten bize kucak açan Çankaya Belediyesi Gündüz Bakım Evi'ne kaydımızı yaptırdık. "G.B.E. yönetimlerinin özel kreşler gibi, anne birkaç gün alışana kadar bizimle dursun" gibi bir tavrı olmadığını biliyordum. İlk gün Ege'yi götürüp, ilk defa gördüğü bir yerde yalnız bırakmış olmamak için, açılmadan önceki cuma günü ziyarete gittik. Gerçek amacımız yatacakları yatakların boyutlarını öğrenmek, ona göre alez ve nevresim götürmekti ama çok sıcak karşılanınca, henüz boyanmakta olan okulu gezdik ve Ege'ye oyuncaklarla Pazartesi günü gelip oynayabileceğini (isterse), onun okulunun burası olduğunu söyledik.
Bu "isterse" kısmında ben, mütevazi ve tatlı okul müdürümüzden küçük bi ayar yedim. "Onun istemesine bırakırsanız, bugün ister yarın istemez. Siz zor durumda kalırsınız" dedi. Haklıydı!
Pazartesi günü, geç kalkmayı seven oğlumu yataktan kazıyarak kaldırdık. Bir bölümü şu videoda. Saat 9'a kadar okulun içinde kalmamıza izin vereceklerini biliyorduk ama tabi miskin oğlumu yataktan kaldırmak ve gitmek uzun sürdü. Okulun fiziksel şartlarına ilişkin bir şey yazmayacağım çünkü çok ilgilenmedim. Hatta okulu ilk haftanın sonlarına doğru Serpil arkadaşımı gezidirirken gördüm diyebilirim. Tuvaletlerin içini henüz görmedim bile. Benim için asli olan, diyalog kurulabilecek, çocuğuma vicdan sahibi her insan gibi davranabilecek, sabırlı, güler yüzlü bir müdür ve sınıf öğretmeni, gerisi ile açıkçası çok ilgilenmiyorum. Müdürümüz Nazmiye Hanım ve Selda öğretmenimiz beni ilk andan beri bu konuda tatmin ettiler, sağolsunlar.
İlk gün sınıfa beraber girince, oyuncakları da görünce, etrafta ağlaşan çocukları izlemenin de şokuyla Ege daldı gitti. İlk anlarımız da şu videoda.
İlk iki hafta, öğlen uykusundan sonra yapılan kahvaltının ardından olanağımız varsa almamızın daha isabetli olacağını söylemişti müdürümüz. Ege hala emzikle uyuyor. İlk gün kıyafet hurcuna ne olur ne olmaz diye emzik de koymuştuk. Selda öğretmen burada hallederiz dedi, kendinden emin bir ifadeyle. Akşam üstü geldiğimizde de gizliden Ege'nin emziğini anneme verdi. "İstemedi bile, yastığa başını koyar koymaz uyudu" dedi.
İlk gün aralıklarla, aklına geldikçe ağlamış. Oyuna dalmış, unutmuş sonra yine ağlamış. Ses açısından çok anlaşılır olmasa da ilk günün sonunda Ege'nin durumu da şu videoda.
İlk gün öğretmenine 4 tane kitap okutmuş. Biri Kayu, diğeri Ege'nin "yorgun gemi" dediği, sonradan "Nazlı Gemi" olduğunu öğrendiğimiz kitap.

İlk gün böyle ağıtla bitince, devamının geleceğini de bilmeliydim. O gün bugündür her sabah ağlayarak gidiyoruz okula. Önce "sen de gel" sonra "okula gitmicem", "anneannemde benimle kalsın", "akşam gidicem", "anneanne beni bırakma ne olur...", "anne beni bırakma". Ne kadar silahı varsa kullanıyor. Benim süngüm düşecekken annem yetişiyor, onunki düşecekken ben yetişiyorum. İçeri girer girmez susmasa, akşam ağlayarak bulsam çoktan vazgeçmiştim bu kreş sevdasından. Okulda mutlu olduğunu biliyorum, düşünüyorum, umuyorum... Sabah erken uyanıp, evde daha uzun vakit geçirsek sanki daha mutlu gidecek gibi ama uyku düzenimizi de oturtamadık daha. Bakalım önümüzdeki günler neler getirecek.

Bilmece...


Arkadaki örtüyü dikkate almadan... Sanatçının bu kompozisyonda neyi betimlediğini anlatabilecek olan var mı? Bilene büyük ödül :))
İpucu: Sanatçımız İzmir'li olup, yaşadığı şehirden etkilenmektedir...


Ege Dedi...

Kudururken kafalarımız tokuştu Ege'yle. Benim kaşım feci ağrıyor. Ege'de hasar yok.
"Çok acıyor" dedim Hikmet'e.
Arkamdan bir ses "Benim acılarım da senin olsun annecim".
E, ne diyelim? Olsun oğlum.

Biliyorum...

Biliyorum bu sefer çok uzattım ama ...
Canım Annem'in doğum günü sürprizi :)
Telafi etmeye çalışacağım...
↑
up