Salı günü 40. haftaya başlamıştık. Normal doğum konusundaki ısrarcı tavrım sayesinde bütün hamilelik sürecimi toplam 2 kilo alarak bitirmek üzereydim. Sonradan öğrendim ki şişmanken hamile kalan insanlar için çok da zor bir şey değilmiş ama o zamanlar gurur vesilesiydi benim için.
Perşembe günü annem ve ağabeyimle -babamız henüz Kaddafi çöllerinden dönememişti- doktorum Melike Hanım'ın muaynehanesinden çıktığımızda sancılarım başlamıştı. Salı sabahı -21 Ekim 2008- hastahanede buluşmak üzere sözleşip ayrılmıştık. 41. haftanın başlangıcında -kendisi gelmek istemeyen- bebişimi benden zorla alacaklardı :)
Sadece espri olsun diye "Benimki ışığı gördü geliyor" demiştim doktor çıkışında. Ağrılarım artmıştı ama bu hissettiğim yeni bir şeydi.
O geceyi yaklaşık 20 dakikada bir oflayıp poflayarak geçirdim. Ertesi gün -Cuma- biraz uyuyakalmışım. Akşam 21:00 sularında önceki gece benimle uykusuz kalıp salondaki kanepede sızmış olan annemi "Anne dayanamicam, galiba geliyor. Çok sıklaştı" diyerek uyandırdım.
Ağabeyimi aradım. Hızır gibi yetiştiler yengemle. Hep beraber serin bir Ekim akşamında yollardaydık. Evden çıkmadan telefonlaştığımız doktorum acil servise haber vermiş, nöbetçi ekibi bilgilendirmişti. Ama kendisi gelemeyecekti. Bu konuda daha önce kendisiyle konuşmuştuk. Haberim vardı ama şimdi onu yanımda istiyordum. İnsanın her istediği olmuyormuş, anladım. Sürekli telefonlaştılar nöbetçi ekiple ve sonunda sezeryan konusunda anlaştılar. Bu sırada neler mi oldu?
-Hemşirenin biri karnına top gelmiş bir hamilenin kanını alırken "bana mı sordun yaparken?" dedi.
-Tam 4 farklı doktor "çok büyük, 4 kiloyu geçer" dedi.
-Bir doktor muayene sırasında suyumu "foşş" diye boşalttı.
-Bir hemşire - sancımın son safhasında duvarı tırmalarken - "bağırmayın ama başkaları korkuyor " dedi. Ben de "korkan varsa doğurmasın" demişim. Ama çok moralim bozuktu ve canım yanıyordu gerçekten.
Psikolojimi ve fiziki koşulları anlatmak istemiyorum. Olur da bir hamile okur, morali bozulur. Sonucun böyle olacağını bilebilseydim, cuma sabahı hastaneye gider, doktoruma bebeği alması için yalvarırdım. Acil kapısında ailemden ayrılıp, onlara en çok ihtiyacım olan zamanları yapayalnız geçirmek... Hiç adil değil. Devlet hastanelerinin buna bir çözüm getirebilmesi ne güzel olurdu.
Sezeryan kararından sonra; yakaladığım ilk hemşireye yalvaran gözlerle bakıp "madem sezeryan olacak ne olur şu sancıyı kesin artık" dediğimi hatırlıyorum.
Anestezi uzmanı beni doğru pozisyona oturtmaya çalışırken kadının suratına suratına nefes alıp veriyormuşum, sancı geldiği sırada. Dayanamadı "Suratıma üflemeseniz" dedi -ki o ana kadar karşılaştığım en kibar ve anlayışlı hastane çalışanıydı-.
Son 8-10 saattir bişey yememiştim sancılar yüzünden, düşünün durumun fenalığını. Damar yolumu ilk açan hemşireye söyleyemediğim ağrımı da anestezi uzmanına ilettim ve bütün maharetiyle diğer elime bir başka damar yolu açtı.
Gerisi çok güzeldi. Operasyon sırasında bir ara şaşkınlıkla "Aaaaa" diye bağırdım. :) Ekipte bir panik havası anlık da olsa.
"Ne oldu, ne oldu? Hissetmeye mi başladın?"
"E, çıkmış :)"
.jpg)
Sağ tarafımda baş aşağı sallanan süt beyaz bir melek.
Ne ara çıktın? Niye ses vermiyorsun "küçük prens". Azıcık mıkırdandı ama o kadar.
"İyi mi?"
"Hem de çok iyi annesi, bir yakından bak, biz içeri gidip seni bekleyelim".
Sonrasında dikişlerimi atan doktora Amasra'da pansiyon tarif ediyordum.
Orası neresiydi bilmiyorum -yoğun bakım mı, ayılma odası tabir edilen yer mi- içeri girdiğimde, Ege sağ elini kafasına geçirilmiş fanus benzeri nesnenin içine sokmuş, baş parmağını emiyordu.
5 - 10 dakika kadar sonra bacaklarımın arasında oğlumla, sonunda anneme kavuştum. Odada bekliyorlardı bizi. Bekliyorlar, "lar" çünkü sağolsun Handan Ablam annemi ve bizi her zamanki gibi yalnız bırakmamıştı. O geceyi hep beraber geçirdik. Tüm ısrarlara rağmen uyumakta zorlandım. Dünyanın en güzel manzarasını bırakıp uyumak zor tabi :)
Sonrası hep güzeldi. Her şey yolunda gitti. Ben kendimi çok iyi hissettim ve hızla hareketlendim. Oğlum o gün bu gündür hep çok uslu oldu. Hatta 2. gece anneanneyi eve gönderdik. O gece Ege huysuzlandı azıcık. Ne olduğunu anlayamadık bir süre. Handan Abla kundakladı Ege'yi ve kucağına aldı. Uyudular. Kendisi oğlumun "eğreti gelini" olur. Sıpa mışıl mışıl uyudu acıkana kadar.

18 Ekim 2008 Cumartesi, saat 00:24'de, 52cm ve 3650gr olarak dünyamıza giren Ege Tanrıverdi'nin ve annesinin pek de pozitif gelişmeyen doğum hikayesini okudunuz.
Kendisi bugün 2 yaşını bitirip, 3 yaşında kocamaaan bir erkek oluyor.
Mümkün olduğunca bu yazıyı duygulardan arındırmaya çalıştım. Canım oğlumla geçen bu 2 yılın muhasebesi sayfalara sığmaz. Tüm bu duygular, bu büyük aşk, başka bir yazının konusu...
İyi ki doğdun.
İyi ki bizi seçtin...
Seni seviyoruz kuzucum....




Anlamı: kelebek
Kelime: a-ba-duf
Anlamı: otobüs
Anlamı: beril
Okuduğum, yazdığım bütün şiirler...
Aklımdakileri sözcüklere dökmek geliyor içimden...
Yapamıyorum...
Özlemi benimkinden büyük bir "Ege"...
Biz bundan tat almayı öğrenmiştik de...
Oğlumuza nasıl öğretecektik onu bilemedik...
Bayram öncesi küçük bir kaçamak yapmak ve bu sene yapamadığımız deniz keyfinin acısını çıkarmak için Pamucak sahiline gitmek istedik.
İlk gördüğüm günden beri severim bu kumsalı.
Deniz pek büyüklere hitap etmiyor ama metrelerce sonra bile dizinizin altında kalan seviyesi ile Ege için ideal olduğunu düşündüm.
Geçen seneki başarısız deniz alıştırmamızdan sonra, Ege su sever-deniz sevmez olmasın diye bütün çabam...
Biz pek standart otel tipi bir aile değiliz.

Aramalarım sonucu sahildeki Dereli Tesisleri'ni buldum.
Ve tabii ki yolculuk tren ile yapılacaktı...
Ya sevmezse, sesinden korkarsa gibi düşüncelerle çok sevgili La-la'yı çantaya gizlice atmıştım evden çıkmadan ve sevdiği susamlı çubuklardan yapmıştık yol için :)
Ve Ege treni sevdi...
Ve Ege denizi sevdi...Ama mevsim sebebiyle su biraz soğuktu...
Ege kumları daha da çok sevdi...
Çok güzel bir zamana denk gelmişiz. 8 Eylül, Selçuk'un kurtuluş yıl dönümü sebebiyle etkinlikler vardı şehirde.
Bir gece yemek için yer ararken bir "efe" gösterisine denk gelişimiz, şehirde arabadan çok motorsiklet ve bisiklet oluşu, dolmuş şoförünün tavsiyesi ile gittiğimiz muhteşem lezzet Selçuk Köftecisi, yardımsever ve güleryüzlü Selçuk esnafı,
şehirin ortasında yatan tarih; bakımlı su kemerleri ve üzerinde leylekler yuva yapsın diye temelleri oluşturulmuş,
ötesi kuşlar tarafından tamamlanmış yuvalar
ve ansızın tepede beliriveren gördüğüm en tastamam tarihi kale; Selçuk kalesi...
Biz Selçuk'u çok sevdik...
Ama en çok, "trenden indiğimizde nasıl da fark edemedik" dediğimiz, bir gece tren istasyonunun hemen önünde bizi karşılayan, hemşehrim Mehmet Aksoy'un güzel gönlünden, maharetli ellerinden çıkan, gördüğümüz anda gözlerimizi dolduran, seyrine doyamadığımız, inceledikçe büyülendiğimiz Selçuk Kurtuluş Yolu Anıtı'nı sevdik...

Biz gece gördüğümüz ve ışıklandırma müsait olmadığı için herhalde, fark edemeyip sadece tanıtım tabelasında okuyabildiğimiz, Atatürk'ün gölgesini; Sanatçı'nın sitesindeki fotoğraf çok güzel gösteriyor.
Ve Ege'nin kulağına usulca fısıldayarak okuduğumuz, karşısına geçip çaylarımızı keyifle yudumladığımız Anıt'ın arka duvarındaki Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan bir bölüm...
Büyülendik, tazelendik ve döndük :)
Not:Selçuk Kurtuluş Yolu Anıtı fotoğrafı Mehmet Aksoy'un sitesinden alınmıştır.

öyle sevinmiştik ki annesi "borularından kurtulmak üzere" yazınca.
meğer temelli kurtuluyormuş.
maalesef ben bu satırları yazarken bile dünyanın her yerinde bir annenin yüreğinden bir parça kopup gidiyor.
kimseyi teskin edecek söz yok.
"gidip gelmeyenlerle" yakından tanıştığımda küçük bir kızdım.
acılar -neyse ki- ilk andaki tazeliğinde kalmıyor.
içimizdeki ateş anbean soğuyor yoksa dayanmak imkansızlaşırdı.
şahitlik ettiğimiz bu mücadeleye, bu güçlü aileye saygı duymamak imkansız.
yaradan sabırlar versin...
minik melek NEHİR, huzur içinde uyusun...
Anlamı: oku
Eline bir kitap alıp geliyor, kucağa oturuyor ve "ok" diyor.
Anlamı: teletubbies
Kelime: ag(k),at
Anlamı: adını getiremediği her şey
Sırayla söylüyor. "-Bu ne? -Ag". "-Bu ne? -At". Sırayı da şaşırmıyor hiç.
Kelime: bu
Anlamı: su
Kelime: o o oooo
Anlamı: ü ürü üüü
Horozların çıkardığı ses diyeyim gerisini anlayın.
Kelime: ı ıhh
Anlamı: hayır
Hayır demeyi öğretemedik oğlumuza :)
Kelime: meime
Anlamı: emzik
Kelime: yok
Anlamı: yok
Kelime: guy
Anlamı: koy
Kelime: döyn
Anlamı: dönmek, dans etmek
Kelime: gak guk
Anlamı: karga
Timaş'ın mini masallar serisinden bir kitap. Kirden kokmuş bir karganın hikayesi. Poposunu yıkamaya ancak bu şekilde ikna oluyor. "Ege gak guk gibi kokuyorsun hadi banyoya oğlum".
Kelime: diit
Anlamı: git
Kelime: oot
Anlamı: horoz
Kelime: gak
Anlamı: kalk
Kelime: gayu
Anlamı: kayu
İlk seyrettiğinde çok sardı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
